4.5.09
Sırf ekmekle yaşamak

Otel odasındaki çekmeceden çıkan incilden:

Lukas 4
The devil said to him. 'If you are the Son of God, command this stone to become a loaf of bread.'" Jesus answered him, 'it is written, "One does not live by bread alone."'

Der Teufel aber sprach zu ihm: 'Bist du Gottes Sohn, so sprich zu diesem Stein, dass er Brot werde.'
Und Jesus antworte ihm: Es steht geschrieben: "Der Mensch lebt nicht allein vom Brot"


Bu sözler yüzyıllardır nasıl bu kadar geçerli ve güçlü olabilir?...

Bir insan sadece ekmekle yaşayamaz. Sadece ekmek kavgasıyla bu sistem aşılamaz. Herkese emeğine göre değil, herkese arzusuna göre.

Labels:

posted by togliatti @ 2:45 PM  
8 Comments:
  • At May 5, 2009 at 11:09 AM, Blogger Elestirel Gunluk said…

    Ne yani Almanca ogrenmeye Incil'den mi basladin? :-)

     
  • At May 5, 2009 at 11:11 AM, Blogger Elestirel Gunluk said…

    Acaba boyle laflar desem ben de Jesus olur muyum ki? Valla ilk once sinifta kalirim sorulan soruyu anlamiyor diye.... Soru bu tasi ekmek yapabilir misin yapamaz misin sorusudur. Jesus neye cevap vermis kimbilir...

     
  • At May 5, 2009 at 2:17 PM, Blogger togliatti said…

    Eh Lukas'in devami acikliyor Jesus'un dedigini:

    "The spirit of the Lord is upon me
    because he has anointed me
    to bring good news to the poor.
    He has sent me to proclaim release to the captives
    and recovery sight to the blind
    to let the oppressed go free..."

    Lukas'i okumak cok zevkli. Ne yalan soyleyeyim, okudugum diger kutsal kitap cok sIkmIsti, ergenlik caglarimda... ama bundan bayagi zevk aliyorum, otelden de caliyorum bu kitabi. On emirden birine uymayarak bir gunah islemek pahasina.. nerden bulacam Almanca-Ingilizce-Fransizca-Dutsch Incil'i bir daha yoksa :)

     
  • At May 6, 2009 at 3:32 AM, Blogger zeynep said…

    Tolga,

    "Tanrı seni korumaları için
    meleklerine buyruk verecek."

    :)

     
  • At May 7, 2009 at 6:51 PM, Blogger Elestirel Gunluk said…

    Ayni senin yorumun dogrultusunda aldim yazdigin cumleyi goturdum doktorayi yeni bitirmis birine, dedim "aha buna mi inanmis insanlar yuzyillardir' Oyle bir rasyonalize ve entellektuelize etti ki anladim inanc baska bir sey. Zeka meka tanimiyor... Analojiden, imgelemlerden, dolayli anlatimlardan sozetti. dedim ki "belki de hic bir derin anlami yok, sizsiniz derin anlam ekleyen bu sozlere" o zaman da iyi ama kontexti goz ardi ederek sadece bu sozlere bakinca oyle anlamsiz gorunuyor. Dedim ki, kontext valla bugunkunden daha komplex degildi, billah allegoriye ihtiyac yoktu, analojiye ihtiyac yoktu... Ama jesus'a ihtiyac vardi dersen anlarim...Bu defa benim dedigim derin geldi de anlamdi...:-)

     
  • At May 8, 2009 at 5:05 AM, Blogger Passive Apathetic said…

    Bu sabah okuduğum kitapta bir yere rastladım, aklıma bu post ve yorumları geldi. Şöyle diyordu bir Kızılderili bir Cizvit rahibi misyonere: "Büyük Ruh tarafından insana verilmiş iki çeşit din vardı; toprağı pişmemiş 'Beyaz İnsan'ın kendi cennetine gitmesini sağlayan bir rehber olarak kitaplı din ve Kızılderilinin kendi kafasında, gökyüzünde, taşlarda, ırmaklarda ve dağlarda olanı okuduğu din. Toprağı iyi pişmiş Kızıl Adam, tabiat içinde Tanrıyı dinler, Onun sesini işitir ve sonunda ötelerdeki cenneti yine kendisi bulur."

    Toprağı iyi pişmek... Bayıldım ben bu ifadeye... Büyük ruh hepimizi toprağı iyi pişenlerden etsin, amen.

     
  • At May 8, 2009 at 7:40 AM, Blogger togliatti said…

    EG,
    Bu Mutlak Toz'de de gecen "entellektuelize etme durumlari" iyice komik olmaya basladi.

    Birincisi. "Sihirli" bir kitaba ben inanmiyorum ya da cok daha dogrusu, "sihirli" bir kitabin zaten biz faniler evreninde yazilabilecegine inanmiyorum.

    Simdi, birak yuzlerce yil once kaleme alinilmis bir kitabi, bir blogda yazilan bir post'u dahi herkes kendince farkli algiliyor. Hatta birak baskasini kelime agizdan ya da klavyeden ciktigi andan itibaren ben'deki baskasi tarafindan "benim anlatmak istedigim gibi" algilanamiyor. Yani soz, bastan yabancilasma'dir. ( Bu yabancilasnmayi kotu anlamda kullanmiyorum )

    Arkadasinin dedigine de tam olarak katilmiyorum. Sozcukleri bir metin icersinde birimler olarak alip, "butunun" konteksinde okumak ne kadar dogru? Bize genelde ogretilen bu, biliyorum ama asil "okuma", birimler ve butun arasindaki catiskida aranmali bence.

    Cikan soz nasil oluyor da, butunde yaratilmak istenen sey'le ( bu sey din olur, ideoloji olur, birini tavlamak olur, annenden mama istemek olur, vs. ) uyumsuzluk gosteriyor? Ben bu soruyu sorarim, sonra metnin ideolojik ayagina girerim, ve bugune dair o ideolojik ayagi akilda tutarak okurum. Yani sadece New Testament'i degil, senin yazdigin post'u da boyle okurum. ( Buna Zizek semptomatik okuma derdi herhalde)

    Dedigim su: Asil entellektuelize etmeye yanasmayip, metin kendi basina bir anlam bir anlam yaratma derdi varmis varsayimini koymak kolayligi problemli olan! Soz, her zaman kendi icinde bir fazlalik barindirir ve anlami genisletip daraltan, etkileyici kilan da o fazlaliktir.

    Yoksa sen bile mesela "derin" anlam diyorsun? Bak, sen de imgelem yapmissin! Bu "derin anlam" dedigin sey'in nesnel dunyada bir karsiligi mi var sanki? Yani anlam denen seyin bir uzamsallik yukleyip, ona derin gibi seyler katiyorsun... Neyse, kisa keseyim, yoksa bu tartisma daha uzar da uzar.

    Zeynep,
    Golge etmesin baska ihsan istemez, diyeyim ben seytana uyup :)

    PA,
    Senin amen'ine ben soyle karsilik vereyim: Allah allah :)

     
  • At May 8, 2009 at 10:35 AM, Blogger Elestirel Gunluk said…

    Soyle bakayim sen dilbilim mi calismaya basladin yoksa... :-)

    Saka bi yana da sevdim aciklamalarini...

     
Post a Comment
<< Home
 
 
 
About Me



See my complete profile

Previous Posts
Archives