10.4.09
iyi kitap kendi kendini yazar
Eleştirel günlük mimlemiş, bu son zamanlar bloglar aleminde dolaşıp duran hangi kitabı yazmak istersin mevzuunda.

Aslında kitap değil de daha çok basit sözcükleri bir araya getirip sihirli birşey yaratmak isterdim. Kelime dağarcığın sınırlı, ondan böylesin de denebilir. Doğrudur, bir kelimenin beynimin derinlerinden yüzeye kadar gelmesi bayağı zaman alır, zaman zaman ağır aksak çalışan zaman zaman fırtına hızına ulaşan dengesiz bir kafanın ihtişamlı sözcükler bulması zor iştir.

Ondan basit sözcüklerin ritmine takmışımdır kafayı herhalde. Mesela “gün olur alır başımı giderim” sözcükler topluluğu nazarımda muhteşem bir sentez oluşturabilmiştir. Yoksa “gün” de “almak” da “gitmek” de sokaktaki adamın kullandığı gayet basit sözcükler ama bunlar biraraya getirildiğinde yaratılan şey inanılmaz cezbedicidir. Bu ritmi tutturabilmek hep isterdim, isterim ve isteyeceğim. Ya da L. Cohen’in yazdığı şu dizeler mesela,

“Yes, and thanks, for the trouble you took from her eyes
I thought it was there for good so I never tried“

Yine İngilizce başlangıç seviyesindeki bir Çinlinin bile bildiği ve kullandığı sözcüklerdir yukarıdaki dizeleri oluşturanlar ama onları biraraya getirebilmek ve bu basitlikten o zenginliği yaratabilmek böyle özel adamların ve kadınların işidir. Ve ben bu özel adamları, basit ve pür ama bir o kadar tılsımlı şeyler yazabilenleri severim, sayarım. Geri kalanlar “ciğercinin kedileridir” ve ciğerleri bitince tükeniverirler. Biterler. Ve evet elbette yazıda sapına kadar ve utanmadan “sınıf” ayrımı yaparım.

Gerçi mim tam olarak ne yazmak isteyeceğimi değil daha çok hangi kitabı yazmak istediğimi soruyor... Bu durumda gecenin şu yarısı ilk elden aklıma 1 yazar ve 4 kitap geliyor:

Nausea
The Age of Reason
The Reprieve
Troubled Sleep

Kitapları orijinal adıyla da Türkçe adlarıyla da yazmıyorum, sadece okuduğum dilde yazabiliyorum. Sartre denen muhteşem adamın geri kalan öykü, oyun, felsefi, politik eserleri bir tarafa kalsın, bu dört kitabı yazabilmek yeterli olurdu. The Roads to Freedom adını koyduğu üçlemenin ilkinde (The Age of Reason) kendinden esinlenip Mathieu adlı bir karakter yaratan yazar, gidip aynı karakteri üçlemenin son kitabında (Troubled Sleep) İkinci Dünya Savaşı’ında öldürebiliyor. Kendini sürekli yaratmak ve acımasızca öldürebilecek cesareti gösterebilmek... yazmak, üretmek ve hatta solumanın amacı bu olmalı kanaatindeyim ve Sartre’ın bu cesaretini içine alabilecek bir kitap yazmayı filan da geçtim, o enerjiyle yaşayabilmek dahi bana kafi gelirdi. İçindeki iniş ve çıkışlarla sürekli harcanmayı da göze alıp, karşındaki her neyse ona meydan okuyabilmek ve rezil olmaktan korkmadan, “başkasını” suçlamadan, bir büyük Öteki’ne asla dayanmadan, itaat etmeden yazılan, yapılan, üretilen her bir kırıntı değerlidir çünkü.

Ben de pası Proleter Palas’a ve Zeynep’e atmış olayım.

Labels:

posted by togliatti @ 4:59 PM  
5 Comments:
  • At April 14, 2009 at 6:44 AM, Blogger zeynep said…

    Sevgili Tolga, hay allah mimi kaçırmışım. Berbat bir bloggerım ben. Faruk Ahmet'in miminden de tesadüfen ve çok geç haberdar olmuştum. Sanırım bu arada seninki de yanıtlanmış oldu:) Çok teşekkür ederim.

     
  • At April 14, 2009 at 12:06 PM, Blogger zeynep said…

    This comment has been removed by the author.

     
  • At April 14, 2009 at 12:09 PM, Blogger zeynep said…

    Tolga, bu muhteşem Sartre Efendi; “Ya yaşamayı ya anlatmayı seçmek gerekir.” derken bizle kafa buluyordu di mi?

     
  • At April 14, 2009 at 3:10 PM, Blogger togliatti said…

    Vallahi Zeynep, ben o dediğin konuda bayağı bir salındım ve hala az biraz salınmaktayım sanırım. Yazmak derken tabii “illahi kalemle kağıtla yazmak”tan sözetmeyip, geniş anlamda yazmak olarak değerlendirsek bu denileni.... Hımmm. Ben yazmayı seviyorum galiba, gerçi yaşanılanı gerisin geri yazıp sonra yeniden yaşamak zor iş, belki kastırıcı bile denebilir... gayet sapkınca birşey bu... “sırf” yaşamak diye birşey olabilir mi zaten, ondan da emin değilim.

    Sırf yaşamak olsa bile, ondan sonra “yazmak”, yani yaşamı yeniden kafada başka şekillerde kodlamak engellenemeyen bir dürtü değil midir? Yoksa bu sendromu yaşamak da ben ve benim gibilere özgü bir manyaklık mıdır, hakkaten bilmiyorum.

     
  • At April 18, 2009 at 6:15 AM, Blogger farukahmet said…

    Aaa tasarım değişmiş.

    Onu da, başka birçok yazar gibi, çok dağınık ve çoğunlukla da ikinci üçüncü ellerden okudum, tanıdım. Ama bu kadarıyla bile Sartre, benim için de çok başka bir yere sahip. Son yüzyılda ondan daha güzel bir zihin görmekte zorlanıyorum. Sen dört tane saymışsın Tolga abi, ben onların ilkini bile yeter bulurum.

    Zaten Facebook'ta da "Hangi Fransız filozofusunuz?" testini çözdüm, Sartre çıktı. Facebook'tan iyi bilecek değilim ya.

     
Post a Comment
<< Home
 
 
 
About Me



See my complete profile

Previous Posts
Archives