31.3.09
Bahar yeni geldi buralara

“Dans etmek zorunda değilsin” diyen sayın matematikçinin dingilliği hemencecik, daha aradan bir hafta geçmeden açığa çıkıyor. Zira, kendisi “hiç dans edecek modda değilim” ayaklarıyla başlayıp, kalabalık bir platformda ruhunu şeytanın eline hemen oracıkta teslim ediyor.


Sırf o mu, güneş tepeye çıktığında Milkasever sarışın kızların çimenin ortasında bir bankta oturup açık havada ders çalışmalarının muhtemel zararları gibi mühim bir hususta notlar alıyorum. Gerçi ben güneşten etkilenmem, pek. De neden etkilenirim? Geçelim.


Bu aralar bir masala kaptırmışız kendimizi de etrafa aval aval bakıyoruz. Öğrendiğim dersleri ağzıma sakız yapıyorum, sonra o sakızı yanımdakilere dağıtıyorum. Onlar bunu çok seviyorlar. ‘Sakız yapıl, ağzıma çakıl’ gibi bir söylemi rehber edinip, çıkmaz bir yolun peşinde sürükleniyorlar. Zira bu sakızın patlayıp, ağızların en etli yerlerine yapışması gibi bir ihtimal var. Bunun korkusundan olacak, çiğnerken temkinli bir peristaltik hareket eşliğinde ritm tuttturmayı da ihmal etmiyorlar.


Arada hayat bitiyor. Güneş geçiyor. Sorular takılıyor kafamıza. Hangisi daha peygamberce: olay’ı beklemek ve onun için hazırlanmak mı, yoksa an'ın koşullarını hiçe sayıp sonsuzu yaşamak için sürekli çabalamak mı? İsa mı, Neal Cassady mi? Marx mı, Bob Dylan mı? Kafka mı, Ginsberg mü?


Bilene benden çilek aromalı damla sakız hediye.

Labels:

posted by togliatti @ 10:05 AM  
4 Comments:
Post a Comment
<< Home
 
 
 
About Me



See my complete profile

Previous Posts
Archives